

“Psikiyatrinin felsefeyle bağı koparsa, insanı yalnızca semptomlardan ibaret görme riski artar.”
Psikiyatri yalnızca tanı koyan ya da belirti sınıflandıran bir disiplin değildir. İnsan ruhunun kırılganlığına, varoluşsal yüklerine, özgürlüğüne ve sınırlarına temas eden bir alandır. Bu nedenle, psikiyatriye yön veren her klinik kararın arkasında –farkında olalım ya da olmayalım– bir ontoloji, bir etik anlayış ve bir insan tasarımı vardır.
İşte bu yüzden, psikiyatri felsefeden vazgeçemez.
Moda Psikiyatri & Psikoloji olarak bizler, felsefi düşüncenin yalnızca teorik değil, klinik olarak da dönüştürücü olduğuna inanıyoruz. Psikiyatriyi, felsefenin sağladığı sorgulama gücüyle birlikte düşünmeyi; hem danışana hem terapiste daha sahici, daha açık ve daha sorumlu bir alan yarattığı için önemsiyoruz.
Spinoza’nın Ethica’da çizdiği insan modeli, bizim için yalnızca bir felsefi bakış değil, bir klinik yönelimdir. Ona göre:
“İnsan, kendisinin bilincinde olmayan güçlerle yönlendirilir. Özgürleşme, bu güçlerin bilgisinden geçer.”
Bu anlayış, yalnızca psikiyatrik bir tanının ötesinde; insanın kendi nedenselliğini, arzularını, korkularını ve olanaklarını kavramaya yönelik bir davettir. Spinoza’nın rasyonel duygulanımlar fikri, terapötik sürecin “duygularla düşünmek” olduğunu bize yeniden hatırlatır.
Ekibimizin bir diğer düşünsel kökü, varoluşçu psikoterapi geleneğidir. İnsanı belli başlı işlevlerle tanımlamak yerine; onun varoluşsal sorularını ciddiye alan bu yaklaşım, şu dört temel ekseni merkeze alır (Yalom, 1980):
Bu alanlar, terapötik karşılaşmaların hem yüzeyinde hem de derinliklerinde hep dolaşır. Felsefi bir duyarlılık olmadan, bu temaları dinlemek ve çalışmak eksik kalabilir.
Moda Psikiyatri & Psikoloji olarak, felsefe ve psikiyatri kesişiminde şunlara alan açıyoruz:
Kadıköy’de felsefe ve psikiyatri atölyesi, “psikoterapide felsefi okuma”, “Spinoza ile psikoloji” gibi alanlarda ilgi duyuyorsanız, Moda Psikiyatri & Psikoloji’nin bu düşünsel karşılaşma alanları sizi bekliyor.

